İskender Baydar
20 Nisan 2014

TAKIM OLMAK…

2012 yılının Eylül ayıydı; Henry Domercant dizinden sakatlandı o gün… Ve o gün talihsizlikler dizisinin ilk günüydü…

Domercant’in Kasım ayının sonunda takıma dönüş yaptığı ilk maçta bu kez ön çapraz bağı koptu.

2012 Ekim’inde Göksenin Köksal dizinden sakatlandı. Yaklaşık iki ay süren tedavisinin ardından ön çapraz bağını kopartarak sezonu kapattı.

2013’ün ilk günlerinde Milan Macvan’ın burnu kırıldı.

2013’ün Ocak ayında yapılan doping testi sonucunda David Hawkins’te keyif verici yasaklı madde tespit edildi. Hawkins’le yollar ayrıldı.

Yine Ocak ayında, bu kez Hawkins’in yerine transfer edilen Manuchar Markoisvili’nin burnu kırıldı. Kısa sürede iyileşen Gürcü oyuncunun burnu şubat ayında bir kez daha kırıldı.

Şubat ayında Cenk Akyol zatürre oldu.

Nisan ayında bu kez Engin Atsür, aşil tendonunu kopardı.

Galatasaray’ın şampiyonluğa ulaştığı playoff serisini dizindeki menisküs yırtığıyla oynayan Furkan Aldemir, haziran ayında ameliyat oldu.

Bu sezon başında da talihsizlikler Galatasaray basketbol takımının peşini hiç bırakmadı.

Aşil tendonu kopan Engin Atsür’den bu sezonda da faydalanamadı Yenilmez Armada.

Nathan Jawai, Olimpiakos maçında başına aldığı darbenin ardından yoğun bakıma kaldırıldı. Avustralyalı pivotun yerine Pops Mensah Bonsu transfer edildi.

İdmanda sakatlanan Markoishvili ayak bileğinde bağ kopması nedeniyle bir kez daha takımdan ayrı kaldı.

Ersin Dağlı da ayak tarak kemiğinde kırık sebebiyle uzun süre oynayamadı.

Çapraz bağlarını koparan Jamont Gordon, sezonu kapattı.

Macvan, Bonsu ve Zoran Erceg Top 16 maçlarının bir bölümünde sakat sakat oynamak zorunda kaldı.

Bunlar yetmiyormuş gibi, bir basketbol maçında yaşanan olaylar nedeniyle, kulübün resmi sitesinden gerekirse basketbol şubesinin kapatılabileceği ilan edildi.

Arada oyuncuların ödemeleri aksadı.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Galatasaray, çeyrek finalde Barcelona’nın rakibi olmayı başardı.

Rakip çok güçlüydü ama Galatasaray inançlıydı. Deplasmandaki ilk maça da fırtına gibi başladı. Ama kâbus devam ediyordu. Her şey şahane giderken, o ana kadar muhteşem oynayan Carlos Arroyo’nun bileği dönünce maç da döndü.

Deplasmandaki iki yenilginin ardından, İstanbul’daki maça dördüncü maçı oynama, hatta beşinci maçı kovalama arzusuyla çıktı sahaya Galatasaray.

Çok da yaklaştı bu arzusuna ama olmadı; olamadı. Maçtan üç sayıyla yenik ayrılarak bu yıllık Avrupa defterini kapattı.

Buna rağmen ayakta alkışlanarak uğurlandı Abdi İpekçi’yi tıka basa dolduran binlerce taraftarı tarafından.

Çünkü onlar kazanamasalar da Galatasaray gibi savaşmayı, zor günde kenetlenmeyi, takım olmayı başardılar son üç sezon boyunca.

Bazen yenilseler de ‘Yenilmez Armada’ oldular hep.

Başta koç Ergin Ataman olmak üzere teknik kadroyu, Murat Özyer’i ve tüm oyuncuları tebrik ediyorum.

Ve bir teşekkür de Sarayın Sultanları’na…

Finalde ezeli rakibini yenip Avrupa’nın bir numaralı kupasını kazanan kadın basketbol takımına.

Yazının sonunda o maçın unutulmaz kareleri var…

Keyifle hatırlamak ve hiç unutmamak için bakmanızı öneririm.