İskender Baydar
3 Ağustos 2014

HAYDİ HALKİDİKİ’YE

Tatilden beklentiniz nedir?

Görüp görüneyim, beach’te güneşlenirken yan şezlonga uzanmış insanla aramdan su sızmasın, denize metrobüse binermiş gibi gireyim, akşam yemek yediğimde öyle bir hesap ödeyeyim ki ömrüm boyunca hiç aklımdan çıkmasın, sızısını ilelebet hissedeyim diyorsanız adres belli; sizi Ege sahillerimize doğru alalım.

Yok, ben sevdiğim insanla baş başa, sakin ve huzurlu olayım, kimse bana karışmasın, hatta bakmasın bile, neysem öyle yaşayayım diyorsanız istikamet belli; İpsala üzerinden Halkidiki…

Sınıra kadar duble yol, sonrası otoyol… Mesafe otomobille İstanbul-Çeşme ne kadarsa o kadar; eksiği var fazlası yok…

Sabah altı gibi yola çıkarsanız kahvaltı vakti Dedeağaç sahilindesiniz… Yunanca adıyla Alexandroupolis…

Şehir fiziken 1980 model; fikren bizden birkaç asır ötede.

Böyle düşünmemize sebep olan şey hayli basit ama çok önemli bir kriter: Kaldırımlar yoldan sadece 4-5 santim yüksek ve kaldırıma park etmiş araç yok.

Dedeağaç sahili Yunanistan’daki ilk frappenizi yudumlamak ya da daha sert bir şey tercih edenler için buz gibi bir espresso freddo içmek için ideal…

Dedeağaç’tan sonraki durak Kavala… Tam ortası plaj olan harika bir Ege kenti… Mutlaka vakit ayırın. Yüzünüzü denize döndüğünüzde solda kalan tepeye, yani “old town”a uğrayın. Dar sokaklarda dolaşın, limana bakan cafelerde, manzarayı seyrederek bol köpüklü bir Türk kahvesi siparişi verin; yanına da bir likör söyleyin ki keyfiniz eksik kalmasın.

Kavala’da bir şey daha yapın: Osmanlı döneminde Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından medrese, mektep ve aşevi olarak yaptırılan imaret, artık Yunanistan’ın en gözde otellerinden biri. Muhteşem bir renovasyon örneği. Tarihe saygı göstermenin adeta baş yapıtı. Kalamıyorsanız bile, bir yemek için uğrayabilirsiniz. Ancak, işletmeci müze muamelesi görmekten nefret ettiği için kabalaşabiliyor, çaktırmayın.

Yola devam…

Gümülcine’nin minarelerle süslü silüetini sağınızda bırakarak ilerleyin. İstanbul’dan ayrıldıktan 400 küsur kilometre sonra Taşoz (Thasos) Adası’na giden feribotu işaret eden tabelaya göreceksiniz; kanmayın.

Tamam ada güzel ama yoğun sezonda personel dahil herkesin Türkçe konuştuğu bir yere dönüşüyor. Unutmayın; siz farklı bir ortam için yola çıktınız, yoksa gayet güzel Bozcaada’ya da gidebilirdiniz.

Ve nihayet Halkidiki… Balkanlar’ın Ege’yle buluştuğu yerde, denize doğru uzanmış üç parmağı andıran üç eşsiz yarım adadan oluşan harika bir coğrafya.

Türkiye’ye en yakın parmak, Ortodokslar tarafından kutsal kabul edilen 2033 metre yüksekliğindeki Athos Dağı’nı da içine alan Aynoroz Yarım Adası…

Yarım adanın büyük bölümü turizme kapalı. Hatta kadınlara bile kapalı. Bizdeki Sümela Manastırı’nın deniz kıyısına inşa edilmiş halini andıran 20 manastıra ev sahipliği yapıyor bölge. Manastır temsilcilerinden oluşan bir konsey tarafından yönetiliyor. Bir nevi iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Yunanistan’a bağlı bir kara parçası.

Manastırların geçim kaynağı zeytincilik, zeytinyağı ve şarapçılık… Her manastırın kendi adını taşıyan ürünlerini, yarım adanın en büyük yerleşim yeri olan Ouranoupolis’te bulmak mümkün.

Manastırları uzaktan görüp fotoğraflayabileceğiniz yarım gün süren tekne turunun başlangıç noktası da bu şirin kasaba.

3-4 günlük dolu dolu bir tatil için pek çok seçenek var Ouranoupolis’te…

Gidiş-dönüş 5 Euro’ya, 10 dakikalık bir motor yolculuğuyla geçilen Drenia Adası ya da halk arasındaki adıyla Eşek Adası, tek işletmesi ve harika plajıyla unutulmaz bir gün vaat ediyor.

Beach’e giriş parası yok. Şezlong, şemsiye bedava. Frappe 2,5 Euro. Bira ve meşrubatlar da o civarda. Yunan salatası, sardalya tava, midye ve biradan oluşan iki kişilik öğle yemeği yaklaşık 20 Euro. Neredeyse Bodrum’daki o meşhur yerde lahmacun-ayran parası.

Bölgede günlüğü 40-50 Euro’ya küçük sürat tekneleri kiralayarak adaları kendiniz de gezebilirsiniz, hatırlatayım.

Ouranoupolis’e varmadan 5-6 kilometre önce karşınıza çıkacak feribot iskelesi sizi Ammouliani Adası’na taşıyor. Üzerinde yerleşim olan, çok güzel beach’lere sahip, Ouranoupolis’ten günü birlik gidilebilecek bir yer burası. Adanın en ucunda yer alan Paradise Beach, tropikal adaları aratmayan deniziyle büyüleyici.

Bir başka adres ise Nea Roda… Burası da Ouranoupolis’e 7-8 kilometre mesafede küçük bir balıkçı kasabası… Hemen önlerinden denize girilebilen, bir şişe suyun 50 Cent olduğu aile işletmelerine sahip. Geçen yaz orada geçirdiğimiz yarım gün boyunca iki kez Toygar Işıklı çalması ise bedava.

Yeniden Ouranoupolis’in içine dönelim. Başından sonuna yürümek 10 dakika. Girişinde bir bar var, denize sıfır, DJ popüler parçalar çalıyor. Çıkışında da bir bar var, orada da Yunanca canlı müzik yapılıyor.

Arada da bolca restoran var. Bir yerden göç edip gelen, ne yapsam diye düşünürken lokantacılığa soyunan bir nüfus olmadığı için işletmeler kasabanın yerlisi. Lezzetler de öyle. Fiyatlar iki kişi, içki, bol meze dahil 35-45 Euro arası.

Geçen yılki döviz kuruyla şahaneydi. Bu sene de hiç fena değil.

Ouranoupolis’te bir restoran var ki ayrı bir parantez açmayı gerektiriyor: Kritikos…

Mehmet Yaşin’in sahasına girmek istemesem de, büyük woklarda servis edilen kalamar dolması, deniz mahsullü spagettileri, diğer restoranlarda asla bulamayacağınız, hatta bugüne kadar muhtemelen pek bir yerde rastlamadığınız mezeleri ile tüm Akdeniz çanağında hatırı sayılacak bir iş çıkartılıyor Kritikos’ta… Şiddetle tavsiye edilir.

Yazı uzadıkça uzadı ve daha Halkidiki’nin birinci parmağındayız…

MasterCard’ın gelenekselleşen turizm eğilimleri araştırmasına göre, Türk turistlerin 2013’e göre Yunanistan yolculuklarında yüzde 26,1 gibi yüksek bir artış bekleniyor.

Nitekim geride bıraktığımız bayram tatilinde de pek çok kişi Yunan karasularındaydı…

Bunun ilk yansıması otel fiyatlarında görüldü bile… Bölgede büyük tesis fazla olmadığından, yatak sayısı ancak mevcut talebi karşılamaya yettiğinden, artan ilgiyle beraber geçen yaza göre otel fiyatlarında önemli bir tırmanış yaşandı.

“Para sorun değil” diyorsanız, bölgenin en iyi tesisi, hatta fiziken tek iyi tesisi Athos Villas... UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Komitsa Plajı’nda bulunan 12 bağımsız lüks villadan oluşan tesis, özellikle aileler ve kalabalık gruplar için ideal.

Evet, diğer parmaklara sıra gelmedi maalesef. Ama kısaca şöyle özetleyeyim: Türkiye’ye yakın olan birinci parmak, yani Aynoroz daha çok bizim Datça. Daha bakir.

İkinci parmak Sithonia… Denize kadar inen çam ağaçları ile adeta bizim Marmaris… Yeme-içme, konaklama açısından Aynoroz’a göre daha çok seçenek ver. Özellikle Vourvourou bölgesi, tropikal adalarda rastlayabileceğiniz türden bir mavilikle insanın aklını başından alıyor. Bölgenin en cazip tesisi, çok özel bir butik otel olan Ekies All Senses Resort…

Bize en uzak, Selanik’e en yakın parmak olan Kassandra ise daha çok İzmir’in Çeşmesi tadında. Uzun kumsalları, tavernaları, gece kulüpleri ile cıvıl cıvıl. Burası Selanik’e uçakla gidip araç kiralayarak görülmesi çok daha kolay olan bir coğrafya… Hatta bu Çeşme’nin bir Alaçatısı bile var: Afitos… Eski evleri, şık restoranları ile Kassandra’ya gidenlerin vazgeçilmez uğrak yeri burası.

Özetle gidin, güzel anılarla döneceğinizi garanti ederim.

Aşağıdaki fotoğrafların tamamı bana ait, eminim ki size bir fikir verecektir; sevgilerimle…