İskender Baydar
22 Şubat 2014

ZİRVEYE 3 KALA

Sahasında en iyi oynayan takımla, deplasmanda en iyi oynayan takımın maçı vardı Ali Sami Yen Arena’da.

Herkes iyi futbol bekliyordu doğal olarak…

Olmadı…

Hatta daha da vahimi, ancak bu kadar kötü olabilirdi…

Maçtan önce biri, “Bu akşam tek farkla Galatasaray kazanacak, skor 4-3 mü olur, 1-0 mı olur” diye sorsaydı bana, tereddütsüz “4-3” derdim.

Ama bu görüşüm sahaya yansımadı.

Dolayısıyla masumum!

Beşiktaş, dinamik orta sahası ile kaptığı toplarla etkili olmaya çalıştı ilk 30 dakika boyunca.

O dakikaya gelene kadar Beşiktaş’ın 8 ya da 9, Galatasaray’ın ise sadece 2 faulü vardı.

Beşiktaş daha çok ısırıyor; Galatasaray sanki aklı Chelsea maçındaymış gibi rölantide oynuyordu.

Sonra biraz bastırdı Galatasaray.

Sonucu almakta da çok gecikmedi.

Veysel’in ceza sahası içindeki akıl ve kabiliyet dolu hareketler dizisi sonucunda, Dany’nin ilk yarıda Galatasaray taraftarına korku dolu anlar yaşatan türden hareketiyle penaltı geldi.

Sahanın en vasat isimlerinden Selçuk’un mükemmel vuruşuyla da maçın 102’nci dakikada kayda geçecek skoru ilk yarıda belirlendi.

Maçın bundan sonrası için söylenecek çok fazla bir şey yok ortaya konan oyun adına.

Ama futbol adına çok şey var.

Mesela, “Eski açık Sarı desene…” diye başlayan tezahüratla özdeşleşmeye aday Veysel Sarı’nın performansı var.

Semih Kaya diye bir adam var.

Tekmelerin, küfürlerin prim yaptığı futbol statlarında, hayat memat meselesi bir derbide, hakemin aut verdiği bir pozisyonda, “Hayır, benden çıktı” diyebilen bir adam.

Çakıl taşlarının ülke futbolunda söz sahibi olduğu günlerde ‘Kaya’ gibi duran bir adam.

Helal olsun sana, adam gibi adam.

Sakatlanarak maçı tamamlayamayan bir başka adam var mesela:

Beşiktaş kalecisi Tolga Zengin.

Buradan “Geçmiş olsun” diyoruz kendisine.

Aldığı darbeyle bir an bilincini yitiren, buna rağmen Beşiktaş’ın oyuncu değiştirme hakkı kalmadığı için, hayatı pahasına sahada tutulan Cenk var.

Endüstriyel futbolun utancı olarak kayda geçtik bu anı.

Cenk ayağa kalktığında alkışlayan taraftara da ayrı bir alkış bu arada.

Eskiden olsa, bu tür pozisyonlarda cenaze marşının melodisi yankılanırdı tribünlerde.

Şükür ki en azından Galatasaray adına geride kaldı o günler.

Ancak tüm bunlar, sahada normali aşan bir gerginlik yokken, tribünde küfürün esamesi okunmazken rakip kaleciye lazer tutan kendini bilmezi görmemize de engel değil.

Kameralar tespit ettiğine göre, bir daha kendisini Arena’da görmemeyi ümit ediyoruz.

Bir de sahada futbol adına pozitif hırsını, bazı hareketleriyle gölgeleyen Melo var.

Ama her şeye rağmen, bir de Arena gerçeği var.

Açıldığı günden beri kapanmayan…

Rakip statlarda yaşanan çirkin olaylara sahne olmayan.

Küfürün neredeyse sıfırlandığı.

Hatta hem geçen yıl, hem bu yıl Beşiktaş atkılı gençlerin ekrana yansıdığı bir Arena var…

Buna rağmen, çok sevdiğim bir Beşiktaşlı dostum, Semih’in hareketi için “Camiayı bağlamaz, bireysel hareket” diye yazdı maç sırasında Twitter hesabından…

Şaşırdım…

“Camiayı bağlamaz” derken, ilk yarıda Olimpiyat Stadı’nda yarım kalan maçta sahaya girenlerden söz ettiğini umuyorum:)

Rakiplerin, Galatasaray’ın Arena’da yarattığı atmosfere laf söyleyebilmek için, önce kendi statlarındaki derbi atmosferini bu noktaya taşıması gerekir.

Hani, maçın maç öncesi koreografide “Türkiye’dir Galatasaray” yazıyordu ya; o ifade çok doğru…

Ama eksik…

Türkiye’nin aydınlık yüzüdür Galatasaray.